20 Nisan 2014 Pazar 03:59
Köşe Yazarımız Olmak İster misiniz? Başvurmak için tıklayın.
Fikrini Söyle: Şanlıurfa’lı olmak ayrıcalıktır.

Şanlıurfa Kültürü ve Turizmi

Şanlıurfa’nın Dünta İnanç Turizmindeki Yeri:

Şanlıurfa tarihte dünya kültür ve medeniyetinin merkezi kabul edilen ve arkeoloji literatüründe "Bereketli Hilal" olarak adlandırılan bölge üzerinde yer almaktadır. Arkeolojik kazılardan elde edilen buluntular, şehir merkezindeki Balıklıgöl civarının günümüz­den 11.000 yıl önce Neolitik Çağ insanları tarafın­dan iskan edildiğini kanıtlamıştır. Bu çağ, Anadolu'da mimarlık sanatının başlangıcı sayıl­maktadır.

Mimarlık tarihi bu kadar eskilere dayanan Şanlıurfa, günümüzde de mimari eserlerinin zen­ginliği bakımından Anadolu'nun önde gelen illeri arasında yer almakta ve bu özelliğinden dolayı "Müze Şehir" adıyla tanınmaktadır.

Şanlıurfa, dinler  tarihi ve inanç turizmi yönüyle de dünya kültüründe önemli bir yere sahiptir. İl merkezi yakınındaki Göbekli Tepe'de yapılan arke­olojik kazılarda, ilkel dinlere ait olan ve günümüz­den 11.000 yıl öncesine tarihlenen dünyanın en eski tapınakları bulunmuş ve Şanlıurfa'nın inanan insan­ların dünyadaki en eski merkezi olduğu anlaşılmıştır.

İlkel dinlerin dünyada bilinen en eski merkezi Şanlıurfa, çok tanrılı (politeist) dinler ile tek tanrılı (monoteist) dinlerin de önemli merkezlerinden bi­ridir. Assur ve Babil dönemlerinde; Ay, güneş ve ge­zegenlerin kutsal sayıldığı politeist bir din olan Paganizm'in baştanrısı "Sin"in mabedi Harran'da bulunuyor ve Soğmatar bu dinin önemli bir mer­kezi şehri sayılıyordu.  Musevi, Hıristiyan ve İslâm dinleri peygamberlerinin atası olan Hz. İbrahim (A.S.) Şanlıurfa'da doğmuş, Nemrut ve Halkının taptığı putlarla mücadele ettiği için burada ateşe atılmıştır. Lut Peygamber, amcası Hz. İbrahim'in ateşe atılmasını görmüş ve daha sonra Şanlıurfa'dan Sodom'a doğru yola çıkmıştır. İbrahim Peygamber'in torunu ve İsrailoğullarının atası Yakub Peygamber Harran'da evlenmiş, Eyyub Peygamber Şanlıurfa'da hastalık çekmiş ve Şanlıurfa'da vefat etmiştir.

Hz. Eyyub'u arayan Elyasa' Peygamber O'nun yaşadığı Eyyub Nebi Köyü'ne kadar gelmiş, ancak kendisini göre­meden orada vefat etmiştir. Şuayb Peygamber, Harran'a 37 km. mesafedeki Şuayb Şehri'nde ya­şamış, Musa Peygamber, Şuayb Şehri yakınındaki Soğmatar'da Şuayb Peygamberle buluşmuştur. İsa Peygamber, Şanlıurfa'yı kutsadığına dair bir mektubunu ve yüzünü sildiği mendile çı­kan mûcizevi portresini Urfa Kralı Abgar Ukkama'ya göndermiş, Hıristiyanlık devlet dini olarak dünyada ilk defa bu dönemde Şanlıurfa'da kabul görmüştür. Bütün bu peygamberlerin Urfa ile ilgisinin bulunması nedeni ile Urfa'nın bir adı da "Peygamberler Şehri"dir. Bütün bunlardan, Şanlıurfa'nın dinler tarihi ve inanç turizmi yönünden Mekke ve Kudüs'ten sonra dünyanın önemli inanç merkezlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.

İlkel Dinler ve Şanlıurfa:

İl merkezi yakınlarındaki Göbekli Tepe'de yapılan arkeolojik kazılarda günümüzden 13.500 yıl öncesine tarihlenen Cilalı Taş Devri (Neolitik Çağ)'nin Akeramik evresi insanlarına ait dünyanın en eski tapınakları bulunmuştur. Göbekli Tepe insanlarının tapındıkları boğa, aslan, kurt, domuz, turna kuşu, ördek ve yılan başta olmak üzere çeşitli hayvan kabartmalarının olduğu "T" biçimli taş steller 2000-2001 kazıla­rında ortaya çıkartılmıştır. Kazılar halen devam etmektedir.

Neolitik Çağ'ın M.Ö. 8000-8500 evresine ait ikinci bir tapınak yeri Tektek Dağları mevkiinde yeralan Karahantepe (Keçilitepe)'de keşfedilmiş ve burada yapılan yüzey araştırma­sında toprağa gömülü, ancak başları görülebilen çok sayıda stel tespit edilmiş, bunlardan birinin üzerinde Cinsiyet Tanrısı'nı sembolize eden bir yı­lan figürüne rastlanılmıştır.

Göbekli Tepe ve Karahantepe tapınakları dı­şında, Hilvan İlçesi'ne bağlı Nevali Çori'de yapılan arkeolojik kazılarda Neolitik Çağ'ın M.Ö. 7000 ev­resine bağlanan kare planlı bir tapınak ve içerisinde stilize insan figürlü iki stel bulunmuştur.

Şanlıurfa bölgesinde yapılan bir çok arkeolojik kazıda Kalkolitik Çağ ve Eski Tunç Çağı halklarının tapındıkları şematik tanrı heykelciklerine (idol) rastlanmıştır. Bozova İlçesi'ne bağlı Titriş Höyük nekropolünde ortaya çıkartılan ve insan şeklinde tanrıları tasvir eden çok sayıda keman tipi idol Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir.

Çok Tanrılı Dinler ve Şanlıurfa:

İlkel dinlerin dünyada bilinen eski merkezi Şanlıurfa, çok tanrılı dinlerin de dünyadaki önemli merkezlerinden biridir. Ay, güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya'daki Assur ve Babilliler'in politeist (çoktanrılı) inancına dayanan paganizm'in önemli merkez şehirleri Harran ve Soğmatar Şanlıurfa ili sınırları içerisindedir.

Harran ve Paganizm:

Babiller döneminde "ilu sa ilani" (tanrıların tan­rısı), "sar ilani" (tanrıların kralı) ve "bel ilani" (tanrıların efendisi - rabbi) olarak adlandırılan ay tanrısı "Sin", paganistlerin en büyük tanrısı olma özelliğini asırlar boyu devam ettirmiş ve Romalılar döneminde "marelaha" olarak adlandırılmıştır. M.Ö. 2000 başlarına ait Kültepe ve Mari tablet­lerinde Harran'daki Sin mabedinde bir antlaşma imza edildiğine dair bilgiler bulunmaktadır. Yine M.Ö. II. binin ortalarına ait Hitit tabletlerinde, Hititlerle Mitanniler arasında yapılan bir antlaş­maya Harran'daki ay tanrısı Sin'in ve Güneş Tanrısı Şamas'ın şahit tutulduğu belirtilmektedir. 1950 yı­lında Harran'da yapılan arkeolojik kazılarda bulu­nan ve Babil kralı Nabonid dönemine (M.Ö. V. yy.) tarihlenen tanrı Sin ve Şamas'ı temsil eden çivi ya­zılı steller Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir.

Soğmatar ve Paganizm:

Soğmatar şehri; ay, güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı Pagan dininin ve bu dinin baştanrısı Marelahe'nin (tanrıların efendisi) merkezidir. Marelahe'yi temsil eden açık hava mabedi "Kutsal Tepe" Soğmatar'ın odak noktasını teşkil etmektedir. Bu Tepe'nin zirvesinde kaya yüzeyine oyulmuş ve M.S. 164-165'lere tarihlenen Süryânice yazılar, bazı önemli kişilerin Marelahe adına bu tepeye diktir­dikleri anıt sütunlar ve sunaklarla ilgilidir. Tepenin kuzeye bakan yamacındaki kabartma portrenin Ay Tanrısı Sin, boydan tasvir edilmiş  in­san kabartması­nın ise Tanrı Ma'na şerefine aynı ta­rihlerde yapıldığı yanlarındaki Süryânice kitabeler­den anlaşılmaktadır.

Kutsal Tepe'nin batısında, kuzeyinde ve kuzey batısındaki tepelerde yer alan 7 adet yapı kalıntısı Güneş, Ay, Satürn, Jüpiter, Mars, Venüs ve Merkür tanrılarının temsil etmektedir.

Tek TEK Tanrılı Dinler (Semavi Dinler) ve Şanlıurfa:

Şanlıurfa’da yaşadığı kabul edilen peygamberlerden dolayı bu şehir "Peygamberler Şehri" ve "Kutsanmış Şehir" adla­rıyla tanınmaktadır.

Şanlıurfa’daki Hristiyan Yapıları:

Hıristiyanlığın devlet dini olarak dünyada ilk kabul gördüğü yer olan Şanlıurfa'da dünyanın en görkemli kiliseleri inşa edilmiş, ancak bunlardan V. yüzyıla ait olanların bir kısmının kalıntıları günü­müze ulaşabilmiştir.

Deyr Yakub (Yakub Manastırı):

İl merkezindeki Eyyub Peygamber makamının 4 km. batısında bulunan Deyr Yakub, halk arasında "Nemrud'un Tahtı" ya da "Cin Değirmeni" olarak anılmaktadır. Buradaki yüksek bir dağın tepesinde M.Ö. I. yüzyılda (putperest dönem) Edessa Kralı Abgar Manu'nun oğlu Aryu'nun aile fertleri için inşa edilmiş anıt mezar kalıntıları yer almaktadır. Bazı kaynaklarda manastır olarak adlandırılan, doğu batı istikametinde dikdörtgen planlı iki katlı büyük yapı kalıntısının zemin katının doğu kesimi üç katlı anıt mezardır. Edessa krallarının yattığı tahmin edilen ve esas girişi zemin kattan olan me­zar odası; kuzey, güney ve doğuda kemerli birer arkosoliumdan oluşmaktadır. Bu tapınağın M.S. V. yüzyılda kerametleri ve kehânetleri ile ünlü olan ve Suruç Episkoposluğuna kadar yükselmiş bulunan Suruçlu Aziz Yakub za­mamında (M.S. 451-521) manastır olarak kullanıl­dığı ve bundan ötürü Deyr Yakub (Yakub Manastırı) olarak anıldığı tahmin edilmektedir.

Ayrıca halk arasında Yakub Peygamber'in bu­rada kaldığına ve Deyr Yakub adının bundan do­layı verildiğine inanılmaktadır.

Tella (Viranşehir) Martyrionu:

Bizans dönemi Hristiyanlık yapılarının Şanlıurfa bölgesindeki en büyük örneklerinden olan oktogonal (sekizgen) planlı bu yapının 34.5x32 m. çapındaki kubbesinin bazalt taşından örülmüş sekiz paye üzerine oturduğu mevcut kalıntılardan anla­şılmaktadır. Yüzyılımızın başlarında sekiz payesi­nin tamamı ayakta olan bu yapının günümüze sa­dece bir payesi gelebilmiştir.

Büyük bir nekropolün ortasına inşa edildiği an­laşılan bu yapının önemli bir aziz için Martyrion (şehitlik) olarak IV.-V. yüzyıllar arasında inşa edilmiş olabileceği tahmin edilmektedir.

Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi:

Şehrin Ellisekiz Meydanı yakınındadır. VI. Yüzyıla ait bir kilise kalıntılarının üzerine 1861 yı­lında inşa edilmiştir. Kilise, Hz. İsa'nın iki havarisi­nin anısına inşa edildiğinden onların ismini taşır. Bu tarihi yapı, Urfalı Süryâniler'in 1924 yılında Halep'e göç edişlerine kadar, kilise ve okul olarak kullanılmıştır. İç mekâna giriş kapısı üzerindeki Süryânice inşa kitabesinin tercümesi şöyledir:

"Bütün dünya sana tapar, diz çöker ve her dil adına şükreder. Salih kişilerin girdikleri Allah'ın evi olan bu kutsal Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi, Patrik II. Yakub ve Metropolit Mar Gregorius David döneminde, mü'min Süryâni-Yakubi halkının yardımıyla 2112 Yunan ş yılında inşa edildi. Rab, katkısı olan herkesi mükâfatlandırsın."

1924 yılında Tekel İdaresi'ne verilen kilise, Tütün İşleme Fabrikasına dönüştürülmüş, sonraki yıllarda şaraplık üzüm deposu olarak kullanılmış­tır. Yapı, Tekel kelimesinin Fransızca karşılığı olan Regie (Reji)'den dolayı "Reji Kilisesi" olarak adlan­dırılmıştır. Kilisenin 1998 yılındaki kısmi restoras­yonu sırasında bahçesinden ve duvarlarından çıkartılan Süryânice yazıtlı 7-8 adet mezar taşı Urfa Müzesi'nde sergilenmektedir.

Aziz Stefanos Kilisesi:

Bu kilise, miladi 435 veya 436'da ölen Piskopos Rabbula tarafından eski bir Sinagog'dan dönüştü­rülmüştür. Kırmızı renkteki mermer sütunlarının çokluğu nedeniyle "Kızıl Kilise" olarak adlandırılan bu yapının yerine  Zengiler döneminde 1170-1175 tarihlerinde bugünkü Ulu Cami inşa edilmiş, kili­senin çan kulesi minare olarak değerlendirilmiştir.
Aziz Stefanos Kilisesi'nin avlu duvarları, Yıldız Meydanı ve Karanlık Kapı Sokağı'na açılan avlu kapıları, cami avlusundaki bazı sütun ve sütun baş­lıkları günümüze kadar ulaşmıştır.

Rahibeler Kilisesi (Rahibeler Evi):

Ellisekiz Meydanı, Şeyh Safvet Tekkesi'nin do­ğusundaki çıkmaz sokak içersinde yer alan bu ki­lise, plan itibariyle avlulu bir Urfa evini andırır.  1883 yılında Urfa'ya gelen Fransisken rahibeleri (gezici misyoner rahibeler) için hem ev, hem de ki­lise olarak inşa edilmiştir.

Çardak Manastırı:

Deyr Yakub'un kuş uçuşu 1 km. kuzeybatısın­daki dağlar üzerinde kalıntıları bulunan bu manas­tırın, V. yüzyılda inzivaya çekilen keşişler için yap­tırıldığı tahmin edilmektedir. Manastırın çevresinde çok sayıda sarnıçlar bulunmakta, ayrıca çok sayıda  kaya mezarı yer almaktadır.

Norhut Kilisesi:

Halfeti ilçesi Norhut Köyü'ndeki bu kilise V. yüzyıl Bizans eseri olup, üç nefli bazilikal planlıdır. Çatısı yıkılmış olup harap bir durumdadır.

Diğer Kiliseler:

Şanlıurfa il merkezinde  Aziz Petrus-Aziz Paulus Kilisesi ve Rahibeler Kilisesi'nden başka; Aziz Havariler Kilisesi  (Fırfırlı Kilise), Aziz George Kilisesi ve Büyük Kilise olmak üzere Osmanlı dö­neminden kalma 3 kilise daha günümüze ulaşmış­tır. Bunlardan Aziz Havariler Kilisesi Fırfırlı Camii'ne, Aziz George Kilisesi Circis Peygamber Camii'ne ve Büyük Kilise Selahaddin Eyyûbi Camii'ni dönüştürülmüştür. 

Anadolu’nun En Önemli Turizm Güzergahlarındn Şanlıurfa Turizm Yolu ve Bu Bölgedeki Ören Yerleri Cabir El-Ensar Camii ve Türbesi:

Harran'ın 20 km. kuzeyindeki Cabir el-Ensar (Yardımcı) Köyünde Cabir b. Abdullah'a (Cabir el-Ensar) atfedilen bir türbe (meşhed) ve yanında yine O'nun adını taşıyan bir cami bulunmaktadır. Mihrap duvarı boyunca üç kubbe ile örtülü olan caminin doğusuna dördüncü bir kubbeli mekânla türbe eklenmiştir.

Cabir el-Ensar'ın hicretten 16 yıl önce (miladi 607) yılında Medine'de doğduğu, 697 yılında yine Medine'de vefat ettiği kaynaklarda kayıtlıdır. Peygamber Efendimiz ile birlikte birçok savaşa katılan, Hz. Peygamberin vefatından sonra Şam'ın fethinde bulunduğu bilinen Cabir b. Abdullah'ın, Hz. Ömer zamanında Harran ve Urfa'nın fethine katıldığı ve İmam Bakır hazretleri gibi şehit düşen bir uzvunun gömüldüğü yere bu türbenin (meşhed) ve caminin yapıldığı söylenmektedir.

İmam Bakır türbe ve camiinin orijinal şeklinin bozulmuş olmasına karşın Cabir el-Ensar türbe ve camii orijinal şeklini muhafaza etmekte olup 1992 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore etti­rilmiştir.

İmam Bakır Camii ve Türbesi:

Harran'ın 3 km. kuzey doğusundaki İmam Bakır Köyü'nde, 12 İmam'dan beşincisi olan Ebu Cafer İmam Muhammed Bakır'a atfedilen bir türbe ve yanında yine O'nun adını taşıyan bir cami bulun­maktadır.

Anne ve baba tarafından Hz. Fatıma'nın (r.a.) to­runu olan, ilim, irfan ve takvasıyla herkesin saygı­sını kazanan, geniş bilgisinden dolayı "Bakır" laka­bıyla anılan Ebu Cafer İmam Muhammed h. 57 (m. 676) senesinde Medine'de doğmuştur. H. 103 (m. 721) senesinde Hamime'de vefat edince, naşı Medine-i Münevvere'ye getirilerek Cennet-ül Baki Mezarlığı'na defnedilmiştir.

Hz. Ömer zamanında Urfa ve Harran'ın fethine  katılan (miladi 639) Ebu Cafer İmam Muhammed'in şehit düşen parmağının buraya gömülerek üzerine türbenin (meşhed) yapıldığı ve köye "İmam Bakır" adı verildiği söylenilmektedir. Türbenin batısına bi­tişik bir de cami bulunmaktadır. Kitabesi bulunma­yan her iki yapı son yıllarda betonarme bir şekilde genişletilerek orijinalliğini kaybetmiştir.

Çoban Mağaraları:

Harran-Han-el Ba'rür yolunun 14. km.'sinde, yo­lun sağ tarafında, bir sıra halinde, yapıları kuzeye bakan 10 adet mağara bulunmaktadır. Yaklaşık 3x3 m. genişliğinde olan ve "arcosolium"ları bulunan bu mağaraların kaya mezarı olarak Roma devrinde yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak çevrede yer­leşme yerinin bulunmayışı, bunların Tektek Dağları'ndaki çobanlar için barınak olarak yaptırıl­mış olabileceğini de akla getirmektedir.

Bazda Mağaraları:

Harran-Han el-Ba'rür yolunun 15. ve 16. km.'lerinde, yolun solunda ve sağındaki dağlarda tarihi taş ocakları bulunmaktadır. Bunlardan 16. km.'de yolun sağındaki köy içersinde "Bazda", "Albazdu", "Elbazde" ya da "Bozdağ" Mağaraları adıyla anılan iki taş ocağı görülmeye değer özellik­ler taşımaktadır. Çevredeki Harran, Şuayb Şehri ve Han el-Ba'rür yapıları için yüzlerce sene taş alın­ması neticesinde her iki mağarada çok sayıda mey­dan, tünel ve galeriler meydana gelmiştir. Bunlardan büyük olanı, yer yer iki katlı bir şekilde oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 metreye va­ran ayaklar bırakılarak ortada meydanlar oluştu­rulmuştur. Ayrıca uzun galeri ve tünellerle dağın çeşitli yönlerine doğru çıkışlar sağlanmıştır. Çok geniş bir alana yayılan dağın dış cephele­rinde taş kesilmesi nedeniyle büyük oyuklar mey­dana gelmiştir. Anadolu'nun belki de en büyük, en gizemli ve gezilmeye değer bu tarihi taş ocağının belli bölümlerinin 1250 yılında "Abdurrahman el-Hakkâri", "Muhammed İbni Bakır", "Muhammed el-‘Uzzar" gibi şahıslar tarafından işletildiği, kayalara yazılmış Arapça kitabelerden anlaşılmaktadır.

Han El-Ba’rur Kervansarayı:

Harran’ın 20 km. doğusundaki bu kervansarayın bulunduğu yer bugün Göktaş Köyü adıyla anılmaktadır. Tamamı 65x66 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilmiş olan kervansarayın kuzey cephesindeki portal kitabesinde h. 626 (m. 1228-1229) tarihinde el-Hac Hüsameddin Ali Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır.

Tektek Dağları olarak anılan dağlık bölgede Harran-Bağdat yolu güzergâhında bulunan kervansaray, giriş kapısı, köşe kuleleri, payanda kuleler, mescid (1993’de restore edilip kullanıma açılmıştır), hamam, yazlık ve kışlık bölümleri ile Anadolu Selçuklu kervansaraylarının tüm özelliklerini taşır.

Bu kervansarayın ismi olan “Ba’rur” kelimesi Arapça’da “keçi pisliği” anlamındadır. Rivâyete göre, hanı yaptıran kişi, burayı kuru üzümle doldurmuş ve “Benden sonra gelenler burayı keçi pisliği ile dolduracaklardır.” demiştir. Gerçekten de bugün kervansaray uzun yıllar ahır olarak kullanıldığı için hayvan gübresi ile dolmuştur.

Eyyûbiler dönemine ait bu kervansarayın portal ve mescid dışındaki büyük bölümü harabe durumdadır.

Şuayb Şehri Harabeleri:

Harran'dan Han el-Ba'rür Kervansarayı'na ula­şan şose yol, kuzey doğuya doğru devamla 10 km. sonra Harran ilçesine bağlı Özkent Köyü adıyla anılan tarihi Şuayb Şehri harabelerine varmaktadır. Bu kentteki mevcut mimari kalın­tıların Roma devrine ait olduğu tahmin edilmekte­dir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu tarihi kentin etrafı, yer yer izleri görülen surlarla çevrilidir. Kent merkezinde çok sayıdaki kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir. Tamamı yıkılmış olan bu yapıların bazı duvar ve temel ka­lıntıları günümüze kadar gelebilmiştir.

Halk arasında Şuayb Peygamber'in bu kentte yaşadığına ve kentin adını Şuayb Peygamber'den aldığına inanılmaktadır. Kalıntılar arasındaki bir mağara Şuayb Peygamber'in Makamı olarak ziyaret edilmektedir.

Soğmatar Harabeleri:

Şuayb Şehri'nden kuzeye doğru devam eden şose yol 16 km. sonra tarihi Soğmatar kenti harabe­lerine ulaşmaktadır. Bu tarihi kent, merkez Yardımcı (Sumatar) nahiyesine bağlı Yağmurlu Köyü içersinde yer almaktadır. Hz. Musa'nın burada çiftçilik yaptığına ve köy içersindeki kuyulardan birinin Hz. Musa'nın mûci­zevi asası tarafından açıldığına inanılmaktadır. Köyün ortasında yer alan höyük, Soğmatar'ın milattan önceki çağlara uzanan tarihini gün ışığına çıkartacak belgeleri içersinde barındırmaktadır. Tepedeki duvar ve burç kalıntıları höyüğün M.S. II. yüzyılda kale olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır.

Soğmatar tarihteki esas ününü; ay, güneş ve ge­zegenlerin kutsal sayıldığı Assur ve Babillilerin poli­teist inancından gelen Pagan (putperest) dinin ve bu dinin baştanrısı (tanrıların efendisi) "Mar alahe" (Marelahe)'nin merkezi olmasından almaktadır. Marelahe'yi temsil eden açık hava mabedi, Soğmatar'daki kalıntıların odak noktasını teşkil et­mektedir.

Pognon(ponyon) Mağarası:

Yüzyılımızın başlarında Fransa'nın Bağdat Konsolosu H.Pognon'un keşfederek yazılarını oku­duğu bu mağara, kalenin 250 m. kadar kuzeybatı­sındadır. Giriş ağzı doğuya bakan bu mağaranın güney, kuzey ve batı duvarlarında, tanrıları tasvir eden tam boy insan rölyefleri ve aralarında Süryânice yazılar bulunmaktadır. Bu kabartmalar­dan birinin başı üzerinde Ay Tanrısı Sin'i sembolize eden "Hilal" kabartması dikkat çekmektedir.

Karahisar:

Soğmatar'ın 13 km. kuzeyindeki bu tarihi yer­leşmede, kale olarak kullanılan bir tepe ve bunun doğusundaki kayalık tepelerde M.S. V. yüzyıla ta­rihlenebilen kaya mezarları ve sarnıçlar bulunmak­tadır.

Mehemedey Han:

Soğmatar'ın 30 km. kuzeyinde, Urfa-Mardin ka­rayolunun 50. km.sindeki Dağyanı Köyü'nde, Romalılara ait olduğu sanılan ve "Mehemedey Han" (Mehmed'in Hanı) adıyla anılan büyük bir "Hayrat" yer almaktadır.

Senemığar (Senem Mağara-Sanem Mağara):

Soğmatar'ın 11 km. kuzeyinde yer alan Büyük Senem Mığar Köyü'ndeki mevcut mimari kalıntılar ve kayadan oyma yapılar, burasının Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında önemli bir merkez olduğunu gös­termektedir. Köy içersindeki tepe üzerinde yer alan, kesme taşlardan yapılmış üç katlı anıtsal yapının bir ma­nastır ya da saray kalıntısı olduğu tahmin edilmek­tedir. 11 km. güneydeki Soğmatar'ın M.Ö. 400-M.S. 200 yılları arasında Paganistlerin merkezi olmasına karşın, Senem Mığara'nın bölgedeki Hıristiyan Süryânilerin önemli merkezlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Zira Soğmatar'da tanrısal gücü ol­duğuna inanılan gök cisimlerinin heykelleri yerine, Senem Mağara'da Hıristiyanlığın sembolü haç mo­tiflerine yer verilmiştir.

Betik:

Soğmatar'ın 7 km. kuzey doğusu, Senem Mağara'nın 4 km. güneydoğusundaki Betik (Güzel) Köyü'nde kesme taşlardan inşa edilmiş 8x4 m. bo­yutunda anıtsal bir yapı yer almaktadır. Bu yapının Harran Ulu Camii ile aynı dönemde (744-750 Emevi dönemi) inşa edilmiş küçük bir mescid olabileceği fikrini akla getirmek­tedir. Yapının üzeri sahınlar üzerine kuzey güney yö­nünde yerleştirilmiş büyük taş lentolarla örtülmüş­tür.

Çatalat (çatlar):

Soğmatar'ın 16 km. güneydoğusunda, Viranşehir'e bağlı Çatalat köyünde, V. yüzyıl Roma döneminden kalma yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalıntı­lardan birisi yaklaşık 2 m. eninde, 4 m. yüksekliğinde kemerli bir kapıdır. Diğer kalıntı ise büyük bir ya­pının köşe duvarlarına aittir.

Kasr-ül Benat (Kızlar Sarayı):

Soğmatar'ın 17 km.  kuzeydoğusunda, Betik'in 10 km. doğusundadır. Soğmatar'daki Süryânice yazıtlı Kutsal Tepe'nin bir benzeri Kasr-ül Benat'ta bulunmaktadır. Köyün kuzeyindeki bu kayalık tepede 10'dan fazla Süryânice yazıtın bulunması, burayı "Yazıtlı Tepe" olarak adlandırmamıza sebep olmuştur. "Yazıtlı Tepe'nin güney kesiminde ve köyün do­ğusundaki kayalık yamaçta, mağaralar ve kaya me­zarları yer almaktadır. Bunlardan en büyüğü ve işçi­likli olanı "Yazıtlı Tepe"nin güney yamacındaki 8 arkosoliumlu kaya mezarıdır.

Kasr-ül Benat yapılarını, IV. yüzyıl son­larına tarihlemek mümkündür.

Çimdin Kale:

Soğmatar'ın 50 km. kuzeydoğusundaki bu tarihi kaleye Soğmatar'dan ulaşılabileceği gibi, Urfa-Mardin karayolunun 61. km.'sinden güneye sapan şose yol ile 9. km. sonra ulaşmak mümkündür.

Çimdinkale'nin; 1182-1239 yılları arasında böl­geyi ellerinde tutan Eyyûbiler zamanında savunma ve konaklama amaçlı "Ribat" olarak inşa edildiği tahmin edilmektedir. Şanlıurfa kalesi gibi dört ta­rafı kayadan oyma derin savunma hendeğiyle çev­rili Çimdin Kale'nin üzerinde çeşitli yapı kalıntıları ve bir su ku­yusu yer almaktadır.

Eyyüp Nebi Köyü Peygamber Mezarları(Türbeleri):

Urfa-Mardin karayolu'nun 85. km.sinden ku­zeye sapan asfalt yolun 16. km.sindeki Eyyup Nebi Köyü'nde Eyyup Peygamber, Eyyup Peygamber'in hanımı Rahime Hatun ve Elyesa‘ Peygamber'in me­zarları bulunmaktadır. Bu köyün 400 yıldan beri Eyyup Nebi Köyü adıyla anıldığı vakfiyesinden an­laşılmaktadır.

Eyyup Nebi Köyü'ndeki peygamber türbeleri yüzyıllardan beri kutsal günlerde ve bayramlarda, yöredeki binlerce kişi tarafından ziyaret edilmekte­dir. Bu önemli inanç merkezinde, son yıllarda Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi  Okutmanlarından Mehmet Oymak'ın danışmanlı­ğında, Turizm Bakanlığı ve Şanlıurfa Valiliği'nce geniş ölçekli bir çevre düzenlemesi ve türbe resto­rasyonları gerçekleştirilmiş; her üç türbe arasında yaya yollarıyla bağlantı sağlanarak türbeler alanı ihata duvarlarıyla köy yerleşmesinden  ayrılmış ve ağaçlandırılmıştır. Eyyup Peygamber türbesinin batı yakınında bulunan ve O'nun otururken yas­landığına inanılan büyük bazalt taş, bu proje içer­sinde korumaya alınmıştır.

Eyyup Peygamber Türbesi:

Şanlıurfa'ya 100 km. mesafede, Viranşehir ilçe sınırları içersindeki Eyyup Nebi Köyü'nde bulunan Eyyup Peygamber'in türbesi, köyün kuzey yönün­deki höyüğün güney eteğinde, kendi adıyla anılan caminin doğusundaki mezarlık içersindedir. Oldukça harap bir durumda olan türbe, son yıl­larda Şanlıurfa Valiliği'nce tek kubbeli, beşgözlü revaklı ve revakların üzeri üç kubbe ile örtülü ola­rak yeniden inşa edilmiştir.

H. 1336 (m. 1918) tarihli Diyarbakır Vilâyet Salnâmesi'nde, türbenin kubbesinin çinko ile kap­landığı ve hademesine maaş bağlandığı kayıtlıdır.

Rahime Hatun Türbesi:

Eyyup Peygamber'in ağır hastalığı ve uğradığı musibetler sırasında O'na büyük bir şefkat ve sa­bırla bakan hanımı Rahime Hatun'un mezarı Eyyup Peygamber türbesinin yaklaşık 500 m. kuzeybatı­sındadır. Kare planlı, tek kubbeli bu mütevazı me­zar anıtı köydeki diğer türbeler gibi, geçtiğimiz yıl­larda Şanlıurfa Valiliği'nce restore edilmiştir.

Elyesa Peygamber Türbesi:

Eyyup Peygamber türbesinin 500 m. güneybatısında yer alan ve oldukça harap bir durumda olan Elyesa‘ Peygamber türbesi, Şanlıurfa Valiliği'nce yeniden yaptırılmıştır.

Müzeler:

Şanlıurfa'da bir müze açılması fikri 1948 yılında oluşmaya başlamış ve mevcut eserlerin Atatürk İlkokulu'nda bir depoda toplanması sonucunda müzenin kuruluşu ile ilgili ilk teşebbüs gerçekleşmiştir. 1956 yılında müze için Şehit Nusret İlkokulu'nda bir yer ayrılarak eserler burada depolanmıştır. Müze için ayrılan bu mahallin yeterli olmaması ve yörenin binlerce yıllık tarihini belgeleyen zengin kültür varlıklarını sergileme ihtiyacı yeni bir müze binasının yapımını gerektirmiştir.

1965 yılında Şehitlik mevkiinde, bulunduğu alan üzerinde müze binasının inşaatına başlanmış, binanın yapımı ve teşhir tanzim işlerinin tamamlanmasını takiben Şanlıurfa Müzesi 1969 yılında ziyarete açılmıştır.

Zengin bir tarihi geçmişi olan Şanlıurfa yöresi pek çok Höyük ve eski iskân yerine sahip bulunmaktadır. İl merkezinin 44km. Güneydoğusunda adını verdiği ovada yer alan kendine özgü sivil mimarisi ile büyük ilgi toplayan Harran bunların en önemlilerinden biridir ve M.Ö V. binden M.S. XIII. yüzyıla kadar kesintisiz iskân edilmiş olmasının yanı sıra yöresel mimari dokusunu oluşturan konik yapıdaki kümbet evleriyle ilgi odağı olmuştur.

Bölgede; Atatürk Barajı, Birecik Barajı ve Kargamış Barajı göl aynası altında kalan yerleşimlerde, kurtarma kazıları yapılması planlanmıştır. 1987 yılından itibaren Atatürk Barajı suları altında kalan Kurban Höyük, Lidar Höyük, Hassek Höyük, Şaşkan,  Çavi Tarlası ve Nevali Çori'de, yabancı bilim heyetleri ile Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında kurtarma kazıları yapılmıştır.

Bölgedeki kazılardan elde edilen eserlerin Şanlıurfa Müzesi'ne teslim edilmesi sonucu, müzenin depo ve teşhir salonları yetersiz hale gelmiştir. Tarihi eserlerimizin sağlıklı bir şekilde muhafazalarını mümkün kılmak amacıyla mevcut binaya ilave olarak depo ve teşhir salonları yapımı zaruri hale gelmiş ve müze çevresinde gerekli kamulaştırmalar yapılarak ilave depo ve teşhir salonlarının yapımına başlanmıştır. Çağdaş anlamda teşhir tanzim çalışmaları gerçekleştirilen ilave bina, 1987 yılında hizmete girmiştir.

Yapımı gerçekleştirilen ilave binanın giriş ve üst katında üç adet arkeolojik, bir adet etnografik eser salonu olmak üzere 4 adet teşhir salonu bulunmaktadır.  Müzede; idari bölümler, konferans ve sergi gibi faaliyetlerin yapılacağı çok amaçlı salon, kütüphane, bodrum katında ise depolar, laboratuar ve fotoğrafhane yer almaktadır.

Şanlıurfa Müzesi'nde; Harran'daki kazı çalışmalarından elde edilen eserlerin yanı sıra, yöredeki diğer höyüklerde ve eski iskân yerlerindeki çalışmalar sonucu ortaya çıkarılan kültür varlıkları, kronolojik sıralama ile ve ayrı vitrinler halinde teşhir edilmektedir.

Giriş katındaki Arkeolojik eserlere ait ilk salon; Neolitik  ( A Keramik- çanak çömleksiz neolitik ) çağa tarihlenen Göbekli Tepe kazısında bulunan hayvan heykelleri ve Balıklı göl heykeli ile Asur, Babil ve Hitit çağlarına ait taş eserlere ayrılmıştır.

Arkeolojik eserlere ait ikinci salonda, Hortum, Gazbek gibi yüzey buluntuları ile, Nevala Çori, Şavi Höyük, Çavi Tarlası, Hacı Nebi Höyüğü, Titriş Höyük, Kurban Höyük, Hasek Höyük ve Titriş Mezarlığında yapılan arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılmış olan eserler sergilenmektedir. Bu salonda Alt ve Orta Paleolitik döneme ait çakmaktaşı aletler ve baltalar,  Neolitik Devre (M.Ö. 9500–6000) ait çakmak taşından kesici aletler, deliciler, taştan idoller, taştan balta ve süs takılarını oluşturan boncuklar çakmaktaşından yapılmış ok uçları, taş kaplar ve pişmiş topraktan seramikler, Kalkolitik Devre (M.Ö. 6000-3000) Halaf ve Geç Uruk Dönemine ait pişmiş topraktan yapılmış, boyasız ve boyalı geometrik desenli seramikler, mozaik çiviler, mühürler, ölü gömme küpleri (pithos), fayanstan yapılmış kolye taneleri; Eski Tunç Çağına (M.Ö. 3000-2000) tarihlenen pişmiş topraktan mühür baskılı küp parçaları, silindir ve damga mühürler, figürinli kap parçaları, hayvan figürinleri, pişmiş topraktan seramikten kaplar, depaslar (çift kulplu bardaklar), ritonlar (hayvan biçimli sunu kapları), araba modeli parçaları çakmak taşından yapılmış bıçak ve yongalar, madeni eşyalar, takılar, idoller, taştan oyulmuş silah kalıpları bronz balta ve hançer gibi çok ve çeşitli eserler ile Hacı Nebi höyüğünden çıkan M.Ö. 500-300 yılları arasına tarihlenen Akhaemenid/Pers–Helenistik döneme ait pişmiş topraktan, boyalı boyasız şişeler, figürinler, mermerden yapılmış şişeler metalden yapılmış ayna ve süs takıları, yılan başlı bilezikler teşhir edilmektedir.

Arkeolojik eserlere ait üçüncü salonlarda sergilenen eserler; Harran Höyüğü ve Haran iç kalesi ile Lidar Höyüğünde gerçekleştirilen bilimsel arkeolojik kazılar sonucunda gün ışığına çıkarılan eserler ile satın alma yoluyla müzeye kazandırılan eserlerden oluşmaktadır. Bu salonda; Harran iç kalesi buluntuları arasında yer alan ve Selçuklu – Eyyübi dönemine ait bronz ve bakırdan yapılmış mutfak eşyalarını oluşturan madeni kaplar ile havan ve şamdanlar, Harran höyüğü’nde yapılan arkeoloji kazılarla ortaya çıkarılan M.Ö 3000–M.S. 1300 yılları arasına tarihlenen eserler arasında pişmiş topraktan yapılmış insan ve hayvan figürinleri, kalıplar, taş ağırşaklar, havaneli ezgi taşı, kemik objeler M.Ö 6. yüzyıla tarihlenen Babil Kralı Nabonid dönemine ait oval tablet parçası ile Harandaki Sin Mabedinden bahseden çivi yazılı tuğla parçası, İslami döneme ait sırlı ve sırsız vazolar, testiler tabaklar, çömlekler, kandiller, desenli cam parçası, sikkeler, ahşap süsleme parçası Harran höyüğüne ait sergilenen eserler arasında bulunmaktadır.

Aynı salon içerisinde ayrıca, Atatürk Baraj göl sahası altında kalan Lidar höyükte ve mezarlık alanında yapılan kurtarma kazılarında.  M.Ö. 3000-M.S. 1300 yıları arasını kapsayan buluntularla, gün yüzüne çıkarılan arkeolojik eserler Lidar höyükteki yerleşme tarihini gözler önüne serer. Bu nedenle Lidar höyük, Kültürel zenginliği yansıtan arkeolojik eserlerin çeşitliliği ile salon içerisinde önemli bir bölüm oluşturur. Eski Tunç, Orta Tunç  Geç Tunç, Demir devri, Pers ve Helenistik döneme ilişkin eserler arasında M.Ö. 3000-2000’ den itibaren pişmiş topraktan boyalı ve boyasız küpler vazolar tabaklar bardaklar kase ve şişelerden oluşan seramikler, insan ve hayvan figürinleri, araba modelleri, Metal silahlar süs takıları metal iğneler fil dişinden aplikler, pişmiş topraktan  balık ritonu, taştan keçi heykelciği silindir ve damga mühürler ve baskıları, Pers dönemine ait insan tasvirli bronz alem, pişmiş topraktan boyalı matara ile Karkamış kralına ait mühür baskısı, sergilenen en önemli eserler arasında bulunmaktadır.

Salonun orta bölümünde ise,  satın alma yoluyla müzeye kazandırılan eserler arasında Eski ve Orta Tunç dönemine tarihlenen pişmiş topraktan ve bronzdan insan ve hayvan figürlerinden oluşan heykelcik ve idoller araba modelleri, bronz silahlar, kalkolitik ve 1. bine (M.Ö. 4000–500)  tarihlenen silindir ve damga mühürler Roma ve Bizans dönemine ait cam şişe ve bilezikler, altın ve gümüşten süs takıları ile pişmiş topraktan küp ve lahitler sergilenmektedir.                                                                                                                           

Etnografik eserler seksiyonunda; yörenin özelliklerini taşıyan giysiler, gümüş ve bronz takılar, el sanatlarına ait örnekler, yöreye has özellik taşıyan oymalı kitabeli ahşap kapılar ve pencere kanatları, hat sanatına ait eserler, el yazması Kuran-ı Kerim’ler, camdan yapılmış lambalar, bronz top ve ahşaptan dokuma tezgâhı ile Hz. Meryem Hz İsa ve Azizlere ait heykel ve heykelcikler, sergilenen eserler arasında bulunmaktadır.

Şanlıurfa Müzesi'nin bahçesinde de taş eserlerden oluşan arkeolojik eserler yine kronolojik sıra esas alınarak teşhir edilmektedir. Ön cephede, açık teşhirde hayvan tasvirlerinin yer aldığı bir de mozaik havuzu bulunmaktadır.

Şanlıurfa bölgesinde gerek Atatürk Barajı gerekse Birecik ve Karkamış Barajları etki alanında kalan yerleşim yerlerinde yapılan arkeolojik kazılar uluslararası kazılara dönüşmüş olduğundan, Şanlıurfa bölgesi dünya çapında önem kazanmıştır. Birecik Barajı göl aynası etki altında kalan, Tilmusa Höyük, Tilbeş Höyük, ve  Apameia Ören yerinde kurtarma kazılarına başlanmış ve çalışmalar Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında yerli ve yabancı bilim adamlarının danışmanlığındaki ekiplerin katılımı ile gerçekleştirilmiştir.  

1999 yılından itibaren Kargamış Barajı göl aynası etkilenme altında kalan, Birecik İlçesi sınırları içerisinde yer alan  eski yerleşim yerleri arasında Birecik İlçesi Mezraa Beldesi Mezraa Höyük, Mezraa Beldesi Teleilat Höyük, Duyduk Köyü, Harabebezikan, Akarçay Köyü, Gre Virike,  Akarçay Höyük, Akarçay Tepe, Birecik İlçesi merkez Zeytinli bahçe Köyü Fıstıklı Höyük, Zeytinli Bahçe Höyük, Birecik İlçesi,  Geçit Tepe köyü Tilobur Höyük,  Meteler köyü Tilvez Höyük ve  Sur Tepe Höyük, Şavi Köyü Şavi Höyükte, Müze Müdürlüğü başkanlığında yerli ve yabancı bilim adamlarının danışmanlığındaki ekiplerin katılımı ile gerçekleştirilen  Arkeolojik kazı çalışmalarında bölge kültür tarihine ışık tutacak binlerce eser  ortaya çıkarılmıştır.

Ayrıca Baraj göl alanlarındaki kurtarma kazıları dışında, Şanlıurfa Merkez Örencik Köyü Göbeklitepe, (devam etmekte) Konuklu Köyü Kazane Höyük ve Gürcütepe, Bozova İlçesi Bahçeli Köyü Titriş Höyük, Birecik İlçesi Merkez Hacı Nebi Höyüğünde (1992 – 1997 ) arkeolojik kazılar yapılmıştır.

Nevala Çori ve Göbeklitepede yapılan arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkarılan yaklaşık M.Ö. 9500 – 8000 yılları arasına tarihlenen Erken Neolitik döneme ait insan ve hayvan heykel ve kabartmaları ile Balıklı göl heykeli günümüzden 12000 yıl öncesine ait Anadolu’daki insanlık tarihinin en eski anıtlarını oluşturan örnekleri kapsamaktadır. Müzenin en değerli koleksiyonları arasında bulunan bu eserler anıtsal sanatın başlangıcını oluşturması nedeniyle ayrı bir önem taşımaktadır. Uygarlık tarihinin bu güne kadar bilinen insan boyutundaki en eski gerçek yontusu olarak kabul edilen 193 cm. boyutundaki Balıklıgöl Heykeli işleniş yönünden, bilinen en eski insan biçimli büyük heykeltıraşlık eseridir.

Mezra Teleilat heykelcikleri, Hacı Nebi Höyüğü ve Hassek Höyük eserleri Geç Uruk döneminde Anadolu ile Mezopotamya arasındaki kültürel ve ticari ilişkiler ortaya koyan eserleriyle ayrıcalıklı bir yer oluşturur. Titriş Höyükte ele geçen depaslar (çift kulplu bardaklar) keman biçimli idoller Lidar Höyükte açığa çıkarılan taştan keçi heykelciği, balık ritonu, Hitit dönemine ait Karkamış Kralı Kuzi – Teşub’un mühür baskısı, silindir ve damga mühür koleksiyonu, Harran’da ele geçmiş olan Babil kralı Nabonid e ait çiviyazılı stel, çivi yazılı oval tablet parçası, Harran’daki Sin Mabedinden bahseden çivi yazılı tuğla parçası İslami döneme ait ahşap süsleme ve vazo parçası, ön bahçede sergilenen Harran Ulu camiine ait mimari parçalar, asma dal motifli sütun ile Eski Eddesa Krallığına ait Süryanice yazıtlı heykel kabartma ve mozaikler müzenin ünik eserlerindendir.

Kültür ve Mirasımız:

Göbeklitepe:

Arkeolojik bir mevkii olarak ilk kez 1963 yılında, Türk ve Amerikan bilim adamlarının yaptığı bir yüzey araştırması sırasında tespit edilmiştir.  Bu çalışmayla ilgili sonuçlar, Peter Benedict tarafından 1980 yılında yayımlanmıştır.

Göbekli Tepe, Şanlıurfa İli’nin 15km kuzeydoğusunda, merkeze bağlı Örencik Köyü yakınlarındaki dağlık alan üzerinde yer almaktadır. Seçilen alan, diğer Neolitik Dönem yerleşim yerlerinde olduğu gibi su kenarı, vadi ya da ovada olmayıp, Harran Ovası’nı kuzeyde sınırlayan uzun bir yükselti silsilesi üzerinde, görüşe ve manzaraya hâkim bir konumda bulunmaktadır. 300 m çapında ve 15 m yüksekliğindeki Neolitik Dönem´in ilk evrelerine ait Göbekli Tepe’nin topografik özelliklerinden ve yer seçiminden dolayı, ilk fark edildiğinde şimdiki önemi anlaşılamamış olup, tepenin her yerinde rastlanan kireçtaşı blokları nedeniyle buranın bir mezarlık olduğu kanısına varılmıştır.

1995-2006 yılları arasında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Harald Hauptmann ve daha sonra Dr. Klaus Schmidt ve ekibinin katılımıyla kesintisiz kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. 2007 yılından itibaren Dr. Klaus Schmidt başkanlığında Bakanlar Kurulu Kararlı Kazı statüsüne geçmiştir.

 Şimdiye kadar yapılan kazı çalışmaları sonucunda, Göbekli Tepe’de 4 tabaka açığa çıkartılmıştır. En üstteki I. Tabaka, tarım yapılan yüzey dolgusu olup, geriye kalan 3 tabaka ise Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’e tarihlenmektedir. Göbekli Tepe’de stratigrafi en üstten alta doğru şu şekilde izlenmektedir.

 I. Tabaka: Yüzey dolgusu

II. A. Tabaka: Dikilitaşlı Köşeli Yapılar (M.Ö. 8.000-9.000).

II. B. Tabaka: Yuvarlak-Oval Yapılar (Ara tabaka).

III. Tabaka: Dikilitaşlı Dairesel Yapılar (M.Ö. 9.000-10.000).

Çanak Çömleksiz Neolitik-B Evresi’ne tarihlenen ve yüzey dolgusunun hemen altında bulunan II A. Tabakası’nda dikilitaşlı dörtgen planlı yapılar açığa çıkartılmıştır. Bu yapıların, çağdaşı olan Nevali Çori’de bulunan tapınak yapısıyla benzerlik göstermesi bakımından kültle ilişkili yapılar olduğu düşünülmektedir. Bu evre için tipik olan Aslanlı Yapı’da, karşılıklı olmak üzere, ikisinin üzerinde kabartma olarak birer aslan motifinin işlendiği dört adet dikilitaş bulunmaktadır.

Çanak Çömleksiz Neolitik-A ve B Evresi arasında bir geçiş tabakası özelliği gösteren II B. Tabakası’nda, bu dönemin karakteristik özelliklerini taşıyan yuvarlak ya da oval planlı yapılar açığa çıkartılmıştır.

Gene Çanak Çömleksiz Neolitik-A Evresi’ne tarihlenen ve Göbekli Tepe’nin en önemli tabakası olan III. Tabaka’da ise dikilitaşlarla çevrelenmiş büyük dairesel planlı yapılar dikkat çekmektedir. Kültle ilişkili olduğu düşünülen bu yapılar, T biçimli dikilitaşların belli aralıklarla dairevi şekilde dizilmesi ve etrafının duvarlarla çevrilmesiyle oluşturulmuştur. Merkezde karşılıklı ve kenarlardakine oranla daha büyük iki dikilitaş yer almaktadır. Merkezde bulunan dikilitaşlar serbest dururken kenarlardakiler, duvarlar ya da banklarla birbirlerine bağlanmıştır. Bu yapıların, tamamlanmasından sonra bilinçli bir şekilde toprak ve çakıl dolguyla örtülmüş olduğu kazılar sırasında anlaşılmış olduğundan bunların ölü kültüyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

Şu ana kadar dört adet böyle anıtsal yapı açığa çıkartılmış olup, yapılan jeomanyetik ölçümler sonucunda Göbekli Tepe’de en az 20 anıtsal yapının olduğu anlaşılmıştır.

Konumu itibariyle çevresinde geniş kayalık platolar bulunan Göbekli Tepe’de, dikilitaşlar bu platolardaki kayalardan yekpare halinde kesilerek temin edilmiştir. Arazide, işlenmemiş durumda bazı dikilitaşlar kesildiği yerde hala görülebilmektedir. Ayrıca bu platolarda, kayalar üzerinde, işlevleri henüz anlaşılamayan oyuklar ve bir takım işaretler bulunmaktadır. 

Boyları 5m.ye ulaşan dikilitaşların bazılarının üzerinde, kabartma olarak çoğunluğunu yılan, tilki, yaban domuzu ve kuşların oluşturduğu çeşitli hayvan tasvirleri bulunmaktadır. Bazı örneklerde kabartma olarak yapılmış kol ve ellerden dolayı, dikilitaşların stilize edilmiş insan figürleri olduğu, aşırı şematik ve kübik formda gösterilen gövdeleri ile yaşayanları değil de başka bir boyutun varlıklarını temsil ettikleri öngörülmektedir.

Kazılar sırasında ve genellikle de yüzey buluntusu olarak ele geçen yabani, yırtıcı hayvan heykellerinin varlığı, antik dönemden bilinen yeraltı dünyasının koruyucusu Kerberos’u akla getirmekte ve bu vahşi hayvan heykellerinin de Göbekli Tepe’deki yapıların bekçisi olabileceğini düşündürmektedir. Kazılar sonucunda çok sayıda hayvan heykeli, çakmaktaşından aletler, taştan boncuklar ve kaplar ile küçük figürünler açığa çıkartılmıştır. 

Göbekli Tepe’de temsil edilen bu dönemde, eldeki bulgulara göre insanların avcılık ve hayvancılıkla geçindiği, henüz tarımın yapılmadığı düşünülmektedir. Yerleşim yerinin konumu, açığa çıkartılan devasa boyutlu yapıları, tonlarca ağırlıktaki dikilitaşları ve bu dikilitaşların yerleştirilmesi bakımından Taş Çağı insanlarının, büyük bir organizasyon ve uzun bir zaman dilimi dâhilinde hareket ettikleri düşünülmektedir.

 Şimdilik en erken tabaka olan III. Tabaka’nın tarihi ca. M.Ö.10. Bin olarak belirtilmektedir. Yerleşim yerinde henüz ana toprağa ulaşılamamış olup, ileriki yıllarda gerçekleştirilecek kazı çalışmaları sonucunda Göbekli Tepe’deki hayat netlik kazanacaktır.